Music from
Where the Sun Rises

Where I am from, Anatolia, derives its name from the Greek word 'anatolé', which means ‘where the sun rises’. With this as the inspiration of my projects, I focus on;

 

Preserving traditional roots – Throughout history and among different cultures, traditional roots have been the source where art forms take their inspiration from and flourish from. I aim to derive from these roots and exhibit my music within an authentic and traditional context. 

 

Cultural interconnections – The subtle crossing points between cultures and their interconnections has always fascinated me. Turkey, being a land that is the convergence zone of many cultures and traditions, have provided me much inspiration on.

 

Shedding light to history – There is always more than what is already out there, and this applies to music as well. Therefore, in my projects I aim to highlight the unknown or underplayed repertoire and bring it together with the audience. 

 

Connecting with the audience – For me a performance is not complete without inviting the audience into the world of the music I interpret. I interact and connect with my audiences through pre-concert talks and providing entry points.

Please click on the images below for information about each project. 

East of the Sun
West of the Moon

east of the sun

Image: Painting by Mary Gold

Turkish - Ottoman
Women Composers

Women Musicians

Image: A musical gathering, 18th century

Hidden
Melodies

Aivazovsky%20-%20View_of_Constantinople_

Image: Painting by Ivan Aivazovsky

Dünya'dan Yaylı Çalgılar
Tuva Seyahati

Yaylı çalgılar çoğunlukla tahta gibi kolayca bozulan maddelerden yapıldığı için yazılı belgelerden önceki tarihi neredeyse hiç bilinmiyor ancak pek çok müzikolog ilk yaylı çalgıların Orta Asya’dan çıktığı ve dünyaya buradan yayıldığı konusunda hemfikir.

 

Yaylı çalgılardan keman çalan biri olarak benim diğer kültürlerin müziklerini keşfetme yolum bu kültürlerin yaylı çalgılarını araştırmak yoluyla oldu. Kültürlerin yaylı çalgıları arasındaki bağlantılara olan ilgim beni Orta Asya’da özerk bir cumhuriyet olan Tuva’da bir araştırma yapmaya yönlendirdi.

 

Keman ile başlayan ve zaman içinde geleneksel çalgılara olan ilgimle gelişen yaylı çalgılar yolculuğumda içinde büyüdüğüm Türkiye’nin zengin müzik kültürü benim için bir başlangıç noktası oldu ve Türkiye’nin geleneksel yaylı çalgılarını incelerken karşıma Türk rebabı çıktı. Bazı kaynaklarda ilk yaylı çalgı olduğu ve Orta Asya’da Uygurlar tarafından geliştirildiği belirtilen rebabın tarihi 9. yy’a kadar uzanıyor.  Rebab zaman içinde Kuzey Afrika, Orta Doğu, Avrupa, Yakın ve Uzak Doğu’ya yayılarak yolculuğu boyunca değişik formlar ve isimler aldı. Rebab ile bağlantılı çalgılara ev sahipliği yapan bölgeleri araştırırken Tuva ile karşılaştım ve Tuva, özgün müzik tarzları ve tarihsel köklerimiz arasındaki bağlantı ile hemen ilgimi üzerine çekti.

 

Asya’nın kalbinde, Tuva Türklerinin evi olan Tuva Cumhuriyeti, özel tekniklere ve doğayla yakın bir bağlantıya sahip olan müzik stili ile tüm dünyayı etkiliyor. Tuva’nın başlıca yaylı çalgısı “igil” ise rebab ile aynı çalgı ailesinden geliyor. Böylelikle Tuva kültürü ve müziğine yakından deneyimlemek ve araştırmak için düzenlediğim gezim için hazırlıklarım Tuva’dan kişiler ile iletişim kurmanın yanı sıra Tuva dilini çalışmayı içerdi. Türki diller ailesinden olan Tuva dilini dünyada anadili olarak konuşan 280,000 kadar kişi bulunuyor. İstanbul’dan Moskova’ya uçak yolculuğu ile başlayan bir aylık seyahatim Sibirya Ekspresi ile üç günlük bir yolculuk ardından ulaştığım Krasnoyarsk şehrinden Tuva’nın başkenti Kızıl’a 14 saatlik bir otobüs yolculuğu ile devam etti.

Seyahatim boyunca müzisyenler, müzikologlar, besteciler, çalgı yapımcılar ve şamanlar dahil pek çok kişi ile tanışma ve konuşma şansım oldu. Yerel müzisyenler ile müzik yaparak alan kayıtları aldım. Şaman ayinlerine katıldım ve şamanlar ile müziği tedavi aracı olarak kullanmaları üzerine konuştum. Müzikologlar ile müziklerinin tarihi ve yapısı üzerine konuştum. Tuva Kültür Merkezi’nde, merkez başkanının davetiyle her yıl düzenlenen höömey (gırtlak şarkısı) yarışmasının açılışında Türkiye’nin yaylı çalgıları üzerine bir sunum yaptım ve Tuva televizyonunun benimle yaptığı röportaj sonrası televizyonda yer aldım.

 

Üç yıl önce milli bayram ilan edilmiş Höömeyciler (gırtlak şarkıcıları) Bayramı için Tuva Milli Tiyatrosu’nda düzenlenen konserde müzisyen arkadaşlarımın davetiyle onlarla birlikte sahnede yer aldım ve çaldığımız Tuva şarkısından önce kendi kültürümden bir parça da paylaşma şansı elde ettim.

 

Tuva’nın en usta çalgı yapımcılarından biri benim için bir igil yaptı. Çalışma alanını ziyaret ederek çalgının yapım aşamasını yakından takip ettim. Türkiye’ye dönüşümde İzmir’de bulunan Müziksev çalgı müzesine götürdüm ve çalgının ölçüleri alınarak müze için bir kopyası yapıldı.

 

Seyahatim pek çok iyi bağlantılar kurmamı sağladı. Bu bağlantılarım ve deneyimler ile hayalim gelecekte Türkiye ve Tuva arasında ortaklaşa bir kültürel proje oluşturabilmek. Aynı kökleri ve ataları paylaşan Tuva ve Türkiye halkları pek çok ortak noktaya sahip. Bu bağlantıları müzik ile pekiştirerek kültürleri tekrar birbirine yaklaştırmak araştırmalarımın başlıca amaçlarından biridir.