• cerenturkmenoglu

3. Tuva'da İlk Gün

Tuva'da ilk gün başlıyordu, şehri keşfetmek için can atıyordum. Kaldığım yer Kızıl şehir merkezine 20 dakika yürüme mesafesindeydi. Güneşli bir Ağustos sabahıydı ve gökyüzünde kartallar dönüyordu. Kartallar, Tuva'da devamlı karşılaşabileceğiniz kuşlar arasında. Gün sonuna kadar pek çok güzel gelişmeler olacaktı. Ama önce Tuva hakkındaki bilgilerimizi biraz tazeleyelim :)



Tuva

Güney Sibirya’da yer alan Tuva, Rusya’ya bağlı bir özerk Türki cumhuriyettir. Kuzeyde Krasnoyarsk, güneyde Moğolistan, doğuda İrkutsk ve Buryat Cumhuriyeti, batıda ise Hakas Cumhuriyeti ile çevrili olan Tuva göller, nehirler ve ormanlar ülkesidir. Tuva'da doğa, en önemli şeylerden biridir ve milli marşı bile doğasından esinlenmiştir:

...

Ben, Tıvayım, Karlı gümüş dağının oğluyum, Ben, Tıvayım, Sulak gümüş yurdunun kızıyım.


...


(Men – Tıva men, Möñge harlığ dağnıñ oğlu men. Men – Tıva men, Möñgün suğluğ çurttuñ tölü men.)

...




Tuva'nın tarihine bakarsak, Tuva'daki ilk insan izleri 20-25 bin yıl öncesine aittir. M.Ö. 2. ve 1. yüzyıllarda Hunlar Tuva arazisine gelir. Bunu takiben pek çok Türk kavmi bu bölgeyi yurt edinir.


Tuva 6. ila 8. yüzyıllar arasında Göktürk Kağanlığı'nın bünyesinde olmuştur. Bu devir Tuva'da Göktürk Devri olarak adlandırılır. Bu devre ait çok sayıda Orhon-Yenisey yazıtı Tuva'da bulunmuştur. Tuva, 8. - 9. yüzyıllarda Uygurların, 9. - 12. yy.'larda ise Kırgız Devleti'nin bünyesinde olmuştur.


1207 yılında Tuva boyları Moğol orduları tarafından Cengizliler'e bağlanmıştır. Yaklaşık 500 yıl süren Moğol egemenliği Tuva kültürünün Moğol kültüründen etkilenmesine yol açmıştır. 1757 yılında Tuva'da Mançuların hakimiyeti kurulmuştur ve 1758'de Çin Mançurya'sının sömürge bölgesi olmuştur.


Tuva, 1912'de bağımsızlığını kazanarak 1919'da Rus himayesine girmiştir ve 1921 yılında Tuva Halk Cumhuriyeti (Tannu Tuva) kurulmuştur. 1944'de Tuva Halk Cumhuriyeti, Sovyetler Birliği'nin hakimiyeti altına girmiştir. Sovyetler Birliği'nin dağılmasıyla Tuva, 1990'da Rusya'ya bağlı Federe Cumhuriyet olarak kabul edilmiştir.


Tuva kelimesi Tuva'da Tıva şeklinde geçmekte ve Tuva Türkleri kendilerini Tıva diye adlandırmaktadır. Bu ismin toplum anlamına gelen Toba kelimesinden geldiği düşünülmektedir. Bir diğer düşünce ise Yenisey nehrinin eski adının Toba olduğu ve çevresindeki Türk yerleşimcilere Toba dendiğidir. Yaygın olarak Tuva şeklinde adlandırıldığı için ben de yazılarımda bu ismi kullanıyorum.



Yenisey kıyısında bir anne ve iki kızı



Yenisey

Kızıl’ın kıyısında kurulduğu Yenisey Nehri, Moğolistan dağlarında doğup ve Sibirya’nın büyük bir bölümünü suyla buluşturarak Kuzey Buz Denizi tarafındaki Kara Denizi’ne dökülüyor ve Asya’nın en uzun nehri olma özelliğini taşıyor. Doğduğu yer ile denize döküldüğü bölge arasındaki uzaklık 4,287 kilometre olan Yenisey, yer yer 70 metreye ulaşan derinliğiyle Rusya’nın en derin nehri. Birçok Türk devletinin bu nehrin kenarlarında kurulmasıyla nehir, Türkler için tarihî önem taşıyor.


Tuva Cumhuriyeti Bayrağı

Yenisey, köken olarak Türkçe olup eski Kırgız Türkçe’sinde "Ene-Say" olarak geçmekte. "Ene", ana, esas anlamına gelirken "say" ise nehir yatağı, vadi anlamına geliyor. Tuva’da Yenisey Nehri’ne ulu akarsu anlamına gelen Ulug-Hem deniliyor. Asya’nın Ortası anıtının önünden nehre doğru bakınca nehrin iki kolu olan Bii Hem (küçük Yenisey) ve Kaa Hem’in (büyük Yenisey) birleştiği ve Ulug Hem'i, yani Yenisey'i oluşturduğu noktayı görmek mümkün. Asya’nın merkezi varsayılan bu birleşme noktası aynı zamanda Tuva bayrağına şeklini veren nokta olma özelliğini taşıyor.



Asya'nın Ortası Anıtı


Kızıl

Başkent Kızıl, Sibirya’nın en büyük nehri olan Yenisey havzasında yer alıyor ve Asya kıtasının tam orta noktası olmakla övünüyor. Bunu simgeleyen şehir meydanındaki Asya’nın Ortası anıtı 1968’de yapılmış ve 2013’te yenilenmiş. Yenisey Nehri’nin kıyısında bulunan anıt, dört köpek figürünün sırtında taşıdığı yerküreden yükselen bir obelisk ve obeliski çevreleyen havuzun etrafındaki on iki hayvan figüründen oluşuyor. Figürler Çin astrolojisindeki on iki burcu temsil ediyor; fare, öküz, kaplan, tavşan, ejderha, yılan, at, keçi, maymun, horoz, köpek ve domuz.



Asya’nın Ortası anıtının biraz ilerisinde ise Soylu Av (Royal Hunting) heykeli bulunuyor. İki anıt da 2013 yılında Buryat heykeltıraş Dashi Namdakov tarafından yapılmış.


Her gün Soylu Av heykeline gidip onu seyrettiğimi söylemeden geçemeyeceğim. Benzersiz bir stile sahip olan bu heykel, hayatımda gördüğüm en güzel heykellerden biri oldu.

Solda, Asya'nın Ortası anıtını çevreleyen havuz ve hayvan figürleri. Sağda, Soylu Av heykeli.



Nehrin ardında ise Tuvalılar için önemli bir yere sahip olan Dögee Dağı var. En tepesinde bir Budist tapınağı bulunan dağın yamacında Dünya’daki en büyük mantra yazısı bulunuyor;


Om mani padme hum.


Bu Sanskrit mantradaki her sözcük ayrı bir anlamı temsil ediyor. Om, Hint dinlerinde kutsal bir ses ve semboldür. Mani, cevher, değerli taş anlamına geliyor. Padme, lotus çiçeğini ve Hum, aydınlanmayı temsil ediyor.


Tuva Türkleri, inanış olarak Eski Türklerin dini olan Şamanizm'i sürdürmektedirler. Aynı zamanda Budizm'i de kabul etmişlerdir. İki inanış, iç içe geçmiş bir şekilde uyum içinde yaşatılmaktadır.


Günün en güzel sürprizi akşama, işte bahsettiğim bu şehir meydanında, Soylu Av heykelinin hemen önünde bir konser yapılacağını öğrenmem oldu. Meydanı dolaştığım esnada sahne kurulmaya başlamıştı. Tuva'nın önemli müzik topluluklarından Tıva Ensemble, geleneksel müzikleri ile sahne alacaktı. Konser saati yaklaşınca Tuvalı arkadaşlarım ile buluşup izleyiciler arasında yerimizi aldık.


Bu zamana kadar kayıtlardan dinlediğim Tuva müziğini ilk defa canlı olarak dinleyecek olmanın heyecanı içindeydim. Tıva Ensemble’in dört müzisyeni Soylu Av heykelinin önüne kurulan sahneye geleneksel kıyafetleri içinde çıkarak yerlerini aldı ve büyüleyici müziklerinin sesi yavaş yavaş meydanı doldurmaya başladı. Arkalarında çağlayan Yenisey Nehri ve tepesinde kartallar dönen Dögee Dağı’nın manzarası eşliğinde bu müziği dinlemek bambaşka bir deneyimdi. Doğadan esinlenen Tuva müziği, kartalların, nehrin ve rüzgarın sesi eşliğinde işte karşımdaydı. Müzisyenler Tuva'ya özgün gırtlak şarkısına, yani Höömey'e başlayınca zaman bir süreliğine durmuş gibi oldu.


Konserin ardından tanışmak için müzisyenlerin yanına gittim, ilk konuştuğum kişi sonradan dost olduğumuz Naçın Çoodu idi. Kısıtlı Tuvaca’m ile müzisyen olduğumu, Türkiye’den geldiğimi ve müziklerini çok beğendiğimi söyledim. Bunu duyunca sevindi, enstrümanlarım yanımda mı diye sordu ve ertesi gün birlikte birşeyler çalmak için Tuva Kültür Merkezi’nde buluşmak üzere sözleştik. O andan sonra her günümün bir bölümü bu merkezde geçti.


Geleneksel bir mimariye sahip iki katlı Tuva Kültür Merkezi 2012 yılında efsanevi höömeyci, yani gırtlak şarkıcısı Kongar-ool Ondar tarafından kurulmuş ve 2013’teki ölümüne kadar onun başkanlığında kalmış. Devlet bütçesiyle desteklenen kurum, bünyesinde pek çok kişiyi bir araya getiriyor. Tuva’nın müzik toplulukları, Milli Orkestrası, bestecileri, araştırmacıları, geleneksel kıyafet yapımcıları, heykeltıraşları ve enstrüman yapımcılarını aynı çatı altında birleştiren kurum, ziyaretçiler için de Tuva kültürüne dair herşeyi tek bir yerde bulabilme imkânı sağlıyor. Çok aktif bir kurum olan merkezdeki 150 kişilik konser salonunda sık sık konserler ve etkinlikler düzenleniyor. Milli Orkestra da provalarını bu binada yapıyor ve ziyaretçiler provaları izleyebiliyor. Alt katta müzik topluluklarına ait prova odaları yer alıyor. Binada aynı zamanda gırtlak şarkıcılığı ile ilgili araştırmaların yapıldığı International Scientific Center of Khöömeii (Uluslararası Gırtlak Şarkıcılığı Bilimsel Araştırma Merkezi) bulunuyor. Girişte ise merkezdeki enstrüman yapımcılarının eseri, ince el işçiliğine sahip çalgılar sergileniyor.


Merkeze gittiğimde müzisyenler ile buluşmadan önce Kültür Merkezi’nin müdürü Igor Koshkendey ile tanıştım. Tuva’nın önde gelen gruplarından Çirgilçin topluluğunun üyesi olan Koshkendey beni çok dostça karşıladı ve Tuva müziğine olan ilgime memnun oldu. Şansıma merkezde Türkçe bilen bir kişi vardı ve konuşmamızda bize tercümanlık yaptı. Kendimi, Tuva’ya niçin geldiğimi ve neler yapmak istediğimi kısaca anlattım. Geleneksel yaylı çalgılarından olan igil edinmek istediğimi söyleyince merkezdeki enstrüman yapımcısı ile beni tanıştıracağını ve kendisinin benim için bir igil yapabileceğini söyledi.


Merkezdeki prova odalarından biri.


Koshkendey ile olan görüşmemizden sonra Naçın ve Tıva Ensemble'in diğer üyeleri ile buluşmak için alt kattaki prova odalarına indim. Odada pek çok çalgı bulunuyordu; birkaç igil, bizançı, ve doşpulur, Köşede bir de duvar piyanosu vardı. Naçın çoktan gelmişti. Enstrümanları çıkarıp çalmaya başladık, ne de olsa pek konuşamıyorduk. Rebabı ve kemanı alıp birer birer denedi. Sonra bana igilini vererek birkaç şey öğretti. Diğer müzisyenler de katıldıkça beraber birkaç Tuva şarkısı çaldık. Höömey adı verilen boğazdan şarkı söyleme stillerine kemanda armonik sesler kullanarak eşlik etmeye çalışıyordum, onların ürettiği armonik sesler ile uyumlu oluyordu.


Müzik faslımız bittikten sonra Naçın heyecanlı bir şekilde beni üst kata, Türkçe bilen kişinin yanına çıkardı ve ona birşeyler anlattı. Tercümanın çevirisine göre çalışımı çok beğenmişti ve önümüzdeki hafta verecekleri konserde onlara eşlik etmemi istiyordu. Tabii ki memnuniyetle kabul ettim. Bu nazik davet ile çok sevinmiştim ve o an henüz bu konserin Tuva'da milli bayram olarak kutlanan Höömey Günü için Tuva Ulusal Tiyatrosu’nda gerçekleşecek büyük bir konser olduğunu bilmiyordum.



155 views1 comment
  • Grey YouTube Icon
  • Grey Instagram Icon
  • Grey Facebook Icon